Üzüntünün Beş Aşaması: Kübler-Ross Modeli

Covid-19 salgını esnasında yaşadığımız duygu durum karışıklığını ifade etme, anlam verme noktasında epeyce zorlanmıştım. Şimdi bu yazı da bu durumu en iyi şekilde ifade eden bir modelden bahsetmek istiyorum.

1969’lu yıllarda Amerika’da çalışmalar yapan Psikiyatrist Kübler Ross’ın, kendi adını verdiği bir model aslında yaşadığımız o tuhaf süreci tanımlıyor.

Sadece küresel salgınlar veya olağanüstü durumlara yönelik tepkiler için değil, hayatın bir çok evresinde ortaya çıkan durumlardaki tepkimizi de tanımlıyor, bu yöntem. Özel durumlarımlarınızda, kayıplarımızda, beklenmedik kötü durumlardaki birbirimize benzer tutumlarımızı tarif ediyor.

Bu model; Boeing’den IBM’e birçok şirketin atacağı kritik adımlara ve değişimlerine de yön veriyor. Hatta kültürel yansımaları da mevcut. Örneğin Uzay Yolu’ndan (Star Trek) Susam Sokağı’na kadar birçok yapımda yer yer modelin evrelerine atıflar görülüyor. Yüzlerce müzisyen ve sanatçı ondan esinlendiği gibi karikatürlerde mizah konusu da olmuş. Bu aşamalar, birçok farklı duygusal tepkiyi değerlendirmek için binlerce akademik araştırmaya da ilham olmuş. Bunlar arasında; Apple’ın iPhone 5 modeline tüketicilerin tepkisi gibi pazarlama-davranışsal konularda var, atletlerin kariyerlerine son veren yaralanmalara hazırlanması gibi çok travmatik durumlarda var…

Aslen İsviçreli olan psikiyatrist, bu yöntemi, “Ölüm ve Ölmek Üzerine” adlı kitabında ölüm teşhisi koyduğu hastaların hangi duygusal aşamalardan geçtiğine dair bir sınıflandırma olarak ortaya koymuştu.

Kübler, ana evreleri beş olarak sınırlasa da aslında şok, hazırlık, umut gibi 10-13 ara veya yan evreler olduğunu yine kitabında belirtmişti.

Bu modele göre sistematik bir mekanizmayla beş evrede tepkilerimiz gerçekleşiyor.

  1. İnkar: Bu aşamada, genellikle kaybı kabullenmemeyi ve durumun gerçekliğini red ediyoruz.
  2. Öfke/Kızgınlık: Durumu düşündükçe öfke seviyemiz artıyor. Öfkenin yönü kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Bazı kişilerde kendine yöne olduğu gibi bazı kişilerde de çevresine olabiliyor.
  3. Pazarlık: Öfkenin faydasız olduğunu gördüğümüz zaman ortaya çıkan durum. Genellikle kadercilik, kendinden üstün güce yönelim bu evrede baş gösteriyor.
  4. Depresyon: Güçsüz ve çaresiz hissetmeye başladığımız nokta. Durumun iç açıcı olmamasının net bir şekilde idrak edilmeye başlanması bu evrede gerçekleşiyor.
  5. Kabullenme: Olumsuz duygularımız şiddetinin azaldığı, güçsüz hislerimizin gerilediği nötr ruh haline bu evrede giriyoruz. Artık bu evrede, bulunduğumuz durumdan ziyade geleceğe bakmaya başlıyoruz.

İlerleyen yıllarda, David Kessler tarafından yasın beş evresi olarak da adlandırılan modelin koronavirüs salgını sürecine de uygunabileceğini söylemişti: “Başlangıçta bolca inkâr oldu: Bu virüs bizi etkilemez. Sonra öfke geldi: Beni evde kalmaya zorluyor, hareketlerimi engelliyorsunuz. Pazarlık evresinde: Tamam, eğer sosyal mesafe kuralına iki hafta uyarsam her şey yoluna girecek, değil mi? Ardından üzüntü başladı: Bu ne zaman bitecek bilmiyorum. Sonunda kabullenme aşamasına varıldı: Bunlar oluyor, nasıl yol alacağıma bakmam lazım. Tahmin edeceğiniz gibi güç, kabullenmede yatıyor. Kabullenme ile kontrolü ele geçirdiğimizi düşünüyoruz. Ellerimi yıkayabilirim. Sosyal mesafe uygulayabilirim. Sanal ortamda nasıl çalışacağımı öğrenebilirim.”

Özeti, Columbia Üniversitesi klinik psikoloji profesörü George Bonanno ile yapacağım. Bonanno diyor ki; İnsanlar acı çekerken ‘Ne kadar sürecek? Bana ne olacak?’ bilmek isterler. Tutunacakları bir şey ararlar. Evreler modeli de onlara bunu sağlıyor. Fakat çokta ciddiye alıp tüm adımları sırayla yaşanması gerekiyormuş gibi ele almak hataya meyil ettirebilir. Evreler, herkeste doğrusal sırayla gerçekleşmiyor. Bazı kişilerde, karışık bir sıralama ile, bazılarında da atlayarak gerçeklebilir. Çünkü üzüntünün ve yasın beş aşamalı olduğuna dair somut bir veri de yok. 2007’de yayımlanan ve kısa bir süre önce bir yakınını kaybetmiş insanlarla mülakatlara dayanan bir araştırmada, Kübler-Ross’un sıraladığı aşamalar farklı kombinasyonlar halinde görülmüş, fakat tüm aşamalarda hakim olan duygunun kabullenme olduğu sonucuna varmıştı. İnkar (ya da inanmama) düşük seviyede kaydedilmiş, en baskın ikinci duygunun ise bu aşamalarda adı geçmeyen ‘özlem’ duygusu olduğu belirtilmişti. (Ancak bu araştırma da seçici örnekleme ve bulgularını aşırı abartma nedeniyle daha sonra eleştirilmişti.)

Charless Corr’da benim üstünü çizdiğim husus gibi düşünüyor. Sınıflandırma yapılırken “evre” veya “aşama” sözcükleri kullanılmamış olsaydı belki de üzerine yapılan bir çok tartışma yersiz kalabilirdi. Ancak o zamanda bu kadar da dikkat çeker miydi? Orası şüpheli…

Özetin özeti; yas, bazı benzerlikler içerse de herkes için farklı bir süreçtir. Herkesin kendi çıkış yolunu bulması gerekir. Bu yaklaşımlar yolumuzu bulmamızı kolaylaştırır. Sonuçta Amerikayı tekrardan keşfetmemize gerek yok değil mi? 🙂